Bidonlu Kadın

Sabah spora gitmedim. Evde uzun bir kahvaltı sonrası, Nişantaşı’na, işime gitmek üzere yola çıktım. Anadolu yakasında oturduğum için, saat 09.00 gibi trafik olacağını biliyordum. O gün her günden daha fazla trafik vardı. Böyle durumda ara yollardan gitmek şart oluyordu.

Ümraniye ara yollarına saptım, kestirme bir yolumuz vardı ve böyle durumlarda bizi kurtarırdı. Yol güzergahında insanların su aldığı bir çeşme vardı. Orada insanları bu saatlerde su beklerken görürdünüz. Çeşme başı bir hayli kalabalık olurdu. O gün de aynı şekilde oldukça kalabalık idi.

İçlerinde 35-40 yaşlarında bir kadın gözüme ilişti. Elinde su bidonu ile bekliyordu. Yaklaşık bir saat sıra kendisine gelene kadar bekleyecek gibi görünüyordu. Diğer bekleyenlerden biraz daha farklı bir hali vardı. Sere serpe oturmamış, çömelmemiş, dimdik kararlı bir şekilde ayakta durarak bekliyordu. Sanki anlamlı bir görev yapıyormuş, evine önemli bir katkı sunuyormuş gibiydi. Sorsanız ona, size ne kadar farklı, anlamlı bu görevi izah edebilirmiş gibi duruyordu.

Bu suyu beklemenin ne faydası olabilirdi ki? Belki onu, eve hazır su almaktan kurtardığı için günlük bütçeye yaklaşık 10 lira katkı sağlamış olabilirdi. Veya evde bekleyenler için çok güzel çay demleyecek de olabilirdi. Başka ne olabilirdi ki? Kuyruktakilerle muhabbet, sosyallik olsun diye yapıyor bir halde gözükmüyordu.

Her gün bu kadar zamanı daha iyi değerlendirecek, çok daha faydalı neler yapabilirdi? Bir yaptığı şeyin farkına varabilseydi! Her gün bu kadar zaman su beklemek için geçirilir miydi? O bölgede insanlar yola taştığı için trafik sıkışır, nispeten oradan oldukça yavaş geçilirdi. Bu yavaşlıkta düşünceler akıp gidiyorken, bölgeyi geçmiş oluyorduk.
Bölgeyi geçer geçmez birden şimşek çakar gibi, “Ya ben!” diye düşündüm. Ben de Nişantaşı’na gidiyordum. 3-5 hasta bakıp dönecektim. Rutinimi yapacaktım. Bilgimi kullanarak hastalara şifa verecektim. Ayrıca para kazanarak da, evime gelir getirecektim. Ne farkı vardı? Kaç yıldır bunu yapıyordum. Su bidonu ile bekleyen kadın gibi ben de bir iş yaptığımı sanmıyor muydum?

Oysa yapmam gereken neydi? Farkında bile olamıyordum. Ne zamana kadar böyle devam edecektim? 3-5 hasta bakmak güzel, önemli bir görevdi. Güzel bir görev yapıyordum. Ama ben kendi potansiyelimi kullanıyor muydum?

Bir akademik geçmişi olarak, öğrenci, asistan, uzman yetiştirebilirdim, eğitimle çok daha geniş kitlelere uzanabilirdim. Bilimsel çalışmalarıma devam edip dünyaya daha geniş katkılarda bulunabilirdim. “Hayır, elinde su bidonu ile bekle! Düşünme! Bozma konfor alanını! Ne de olsa yerinde olmak isteyen yüzlerce doktor var. Kıymetini bil halinin!” diye düşünürken Nişantaşı’na geldim.

Prof. Dr. Erol EGELİ
Kulak Burun Boğaz – Baş Boyun Cerrahı