Empati

Hayvanları çok severim, çocuklarım da benim gibi severler. Ama en çoğu olmaz da, köpek sevgim bir başkadır. Bir de kümes hayvanları. Kedi derseniz, onu da severim, ama çok ilgi alanımda olmamıştır. Yani bir kedim olsaydı diye içimden geçmemiştir ama sıklıkla hep bir köpeğim olsun istemişimdir. Ev bahçeli olmasına rağmen yoğun çalışma şartları, çocukların eğitim temposu köpek sahiplenme kararımızı hep ertelemiştir.

Bir haziran akşamı verandada misafirlerimiz ile otururken, birden bir sarman yavru sokak kedisi verandaya doğru geldi ve önümüzdeki masanın altına girdi. Ben, herkesin “Nereden çıktı bu dercesine” şaşkın bakışları arasında hızla yakalayıp kucakladım ve içeri oğlanların odasına fırladım. Herkes “Bu ne güzel, çok hoş” diye bağrışırken, bizden daha çok kedileri tanıyan misafirlerimiz “Hemen bunu sahiplenin!” dediler. Çok hoş bir sarman kedi idi ama “Nereden çıkıp gelmişti, sitede bir başka komşumuz sahibi olabilir miydi?” anlayamadık.  O gece ona bir yatak hazırladık ve evden bir şeyler verdik.

Ertesi sabah sahibi olabileceği ihtimali olan komşularımızı aradık ama bir sahibi çıkmadı. Yakın bir veterinere götürdük. Tüm aşılarını yaptırdık ve de mama, yatak, sepet, oyuncak gibi şeyler aldık. Akşama kadar hepimizin ilgi odağı oldu. İsim düşündük. Köpek, seslenince ismine bakardı ama kedi dönüp bakmazdı. Bir tek pisipisi dersen bakardı. Düşündük, ben “Öyle bir isim takalım ki, pisipisiye benzesin ve ismini seslenince baksın” dedim. Oğlum hemen “O zaman Misisipi olsun” der demez,  adı Misisipi oldu.

Misisipi çok hoş ve akıllı bir kedi idi, dişi olup çok iyi bir avcı idi. Avladığı kertenkele ve kuşları ondan kurtarmak için nasıl mücadele verirdim. Ama bazen yetişemezdim. Tüm ev halkının gönlüne girmişti. Biz onunla kedileri tanıdık. Özellikle benim kedilere ilgim çok azdı. Misisipi’den sonra kedilerle ilgili bilgim ve sevgim arttı.

Misisipiyi sahiplendikten sonra, sokakta her gördüğüm kediye daha farklı bakıyordum. Bir sıkıntısında üzülüyor, hareketlerini izleyip Misisipi’ye benzerleri gördükçe içim gidiyordu. Kedilerle ilgilenmeyen ben, bir kedi sever olmuştum. Hani bekar iken çocukları seversiniz, ama evlenince ve çocuğunuz olunca çocuk sevginiz daha farklı olur ya, Misisipi’nin sevgisi de öyle olmuştu. Sokakta bir kedi görünce çok daha severek bakıyordum. Empati bu olsa gerekti.

Bir gün hastanede Misisipi’den bahsediyordum. Bir uzmanım kedi lafı geçtikçe yüzündeki sempatinin eksildiğini fark ettim. Ben sormadan kendisi söyledi. “Hocam, ben kedileri sevmem, köpek severim!” diye. Birden bozuldum. Bu arkadaşımızın daha 2 yaşında bir kızı vardı. Peki, “Çocukları çok sever misin?” diye sordum. “Hocam, çocuğum olduktan sonra her çocuğu daha çok sevmeye başladım” deyince güldüm. “O zaman bir kedin olmalı!” tavsiyesinde bulundum.

Aynı olayı komşumuzla yaşadım. Onların da köpekleri vardı. Bana kedimizden bahsederken, kendisinin köpekleri sevdiğini, kedileri hiç sevemediğini söyledi. Şaşırmıştım!

Misisipi bana çok şey öğretti. “Şu insanların haline bak” diye düşünüyordum. Bir hayvanı sevmek için, illa ki ona sahip olmak ve o hayvan grubu ile ancak o şekilde mi empati kurulmalıydı? Biz kendimizi insanoğlu olarak “en akıllı” zannediyorduk. Hayvanlardan bizi ayıran şey akıldı. Peki empati bu ise, bir anne köpek veya bir başka hayvan da diğer canlıdan olan yavrulara annelik yaptığı olmuyor muydu? Bizim kadar onlar da akıl ediyorlardı.

Eskiden genel yetenek sınavları olurdu, hala vardır. İki şekil arasındaki ilişki bulunması istenir, bu ilişkinin benzeri aşağıdaki şıklardan hangisinde vardır diye sorulurdu. Yani, burada bu ilişkiyi anlamanız yetmiyor, benzerliği diğer şekillere aktarmanız gerekiyordu. Bence insana yakışır empati de bu olmalıydı. Yani hayatın başında sahip olduklarımızdan dolayı kazandığımız empatiyi, sonradan kullanabilmek için sahip olmak gerekmemeliydi! Yani ben bir kedim olunca kedilere empati kurmak basit işti. Önemli olan, çocuğun olunca, köpek sahibi olunca, kedi sahibi olunca bir kez öğrendiğin empatik ilişkiyi; artık kedi, köpek, kuş, kertenkele sahibi olmadan da kurabilmekti.

Aslında bu insan hayatında bir devrim idi. Yani mevcut olaylardan hareketle yeni ilişkiler kurmak basit ve yavaş ilerlemeyi sağlıyordu. Ama ilişki kurma, empati geliştirme becerisi aklın gerçek bir sonucu olarak kullanıldığında; yenilik, buluş, devrim, sanat, iyilik vesaire her şey hızlı adımlarla gelişecekti. Dünya ancak böyle gerçek anlamda gelişebilirdi.

Misisipi çok iyi bir avcı kediydi. Havada uçan kuşu yakalardı. Evimizde kalırdı ama bahçelerde özgürlüğün tadını da çıkarırdı. Bir gün akşam eve gelmedi. Ertesi gün güvenlik sitede ölmüş olarak buldu. Nasıl olduğunu anlayamadık. Tüm ev halkı mateme büründük. O bizim, 3 yıl öncesi gelişiyle, hayatımızı çok değiştirdi. Bizi çok geliştirdi. Bana kitaplardan daha fazlasını öğretti. O sonsuzluğa gitti ama izleri bizde hiç silinmedi.

Prof. Dr. Erol EGELİ
Kulak Burun Boğaz – Baş Boyun Cerrahı