Kar

Hayatında en çok sevdiğin şey nedir deseler, hala hiç tereddütsüz kar derim. Çocukluğumdan beri kar yağışı beni çok mutlu etmiş, yağarken tüm sıkıntılarım, çözemediğim problemler rafa kalkmıştır.

Hayatımın ilk hatırladığım yıllarında heyecanla “ Ne zaman kar yağacak?” diye beklerdim. Trabzon’da kar yılda bir iki defa yağar ya da bazı yıllar hiç yağmazdı. Ben her gün radyodan düzenli hava raporu dinlerdim. Yazın bile hava raporlarını takip ediyordum. Bu tutkum sayesinde haber bültenlerine de aşinaydım. Hava raporu haber sonlarında verildiği için, kaçırmayayım diye tüm haberleri dinlediğim oluyordu. Bu yüzden siyasi, spor gibi diğer haberleri de öğreniyordum. Hava durumu verilirken o kadar konsantre dinliyordum ki, sadece bulunduğum ili değil, Türkiye coğrafyasını ve iklimini de çok iyi öğrenmiştim. Denizlerde hava, kara yollarında durum hepsi takibimdeydi.

Kar öncesi havanın bozması, yağmur, rüzgar, gökyüzünün gece ve gündüz durumu sürekli gözlemlediğim durumlardı. O kadar bilgi birikimim oluşmuş ve yeteneklerim artmıştı ki, ilkokul sıralarında artık tahminlerim tutabiliyordu. Hele bir kar yağmaya başladığında kimse beni camın önünden alamazdı. An be an dışarı manzarayı, gökyüzünü izlerdim. Kar yağdığı zaman uyuyamazdım, yağma ihtimali olduğu zaman ise geceleri sık sık uyanır dışarıyı izlerdim. Bu konuda ailemden sık sık “Hadi yat artık!” uyarıları alıyordum.

Kar yağacağını öğrendiğim zaman hazırlıklara başlardım. Okul ödevlerim varsa onları erkenden bitirirdim. Kafamda sorun kalmamalıydı. Evimizin teras katı vardı. Kar orada çok güzel örtü halinde tutardı. Kar yağarken “Acaba tuttu mu?” diye sık sık çıkar bakardım. Kar yağmaya başlamadan, genelde öncesinde yağmur yağardı. Trabzon’da kar yağması ve tutması da benim için tam bir çile idi. Ben yağmur yağarken terasta iyi tutsun diye göllenen yerlerdeki suyu süpürür atardım. Ev halkı halime hem güler, hem de “Artık gel aşağı, o tutacaksa tutar, senin süpürmen işe yaramaz!” derlerdi.

Günler aylar geçer, çoğu zaman kar yağmazdı ama ben beklemekten bıkmazdım. Hava raporu sonlarında kar kalınlıklarını verilirdi. Hayal dünyamın en süsleyen kısımlarını oluştururdu. Uludağ’yla başlardı, Erzurum, Kars, Hakkari diye devam ederdi. Bir gün sıralama Bingöl ile bozuldu. Bingöl’de kar kalınlığı 198 cm ile ilk sırada olarak verildi. Hayalimi aylarca Bingöl süsledi. “Keşke Bingöl’e taşınsak!” diye hayal kurmuştum.

Trabzon’da genellikle kar yağmaz ama çok soğuk olurdu. Yağmur yağardı genellikle, bazen sulu kara dönerdi. Bizim ev şehir merkezinde idi. Terastan baktığınızda karşı tepeler, dağlar kar tutardı, umutlanırdım bize de yağacak diye ama çoğu zaman sulu kardan geri yağmura döner ya da güneş açardı. Beklerdim artık bir sonraki hava dalgasını! Çocukluğum beklemekle geçti. Ama bazen sürprizler olurdu. İşte o zamanlar benim hiç unutamadığım, hafızamda hala taze kalan anlardır. Öyle çok kar yağardı ki, neredeyse hava raporunda kar kalınlıkları sıralamasında ilk 10 içine girecek kadar çoktu. Günlerce seyreder doyamazdım.

Bir defasında, yine sulu kar yağıyordu ama hava raporunda yağmura döneceği söyleniyordu. Ben her ne kadar hava raporunu izlesem de, yine bazen sürprizler olabileceğini tecrübe etmiştim. O sıralar liseye gidiyordum. Bir hayli bilgi birikimim olmuştu. Gece yatarken inanılmaz gök gürledi ve şimşek çaktı. Bu durum yağmurun işareti sayılırdı. Artık kar bitti, yağmaz diye düşündüm ve kalkıp ne oluyor diye camdan bile bakmadım. Sabah kalktığımda evde ilginç bir aydınlık hali vardı ve annem ile abim kahvaltı yapıyorlardı. Sabah perde arkasından süzülen bu farklı ışık normal değildi. Genellikle kar yağdığında beyaz örtünün yansıtması gibiydi. Ortalık çok sessizdi. Dışarıda insan, araba sesi yoktu. Benim uyandığımı görünce “Dışarıya bak, çok kar yağıyor!” dediler. Ama “Gök gürleyip, şimşek çakmıştı, nasıl olurdu?” diye düşünürken, perdeyi açmamla şok oldum. Trabzon’da hayatım boyunca gördüğüm en çok kar yağmıştı. 70-80 cm vardı. İnanılmaz yoğunlukta da yağmaya devam ediyordu.

Trabzon’da kar yağınca manzara çok güzel olurdu. Yıllarca niçin bu kadar bu manzarayı sevdiğimi düşündüğümde, temizlik, çevrede ahenk ve mimari güzellik benim en sevdiğim durumlardı. Kar yağınca etrafa temizlik,  ahenk ve düzen katıyordu. Farklı inşa edilen çatıların çirkinliği kapanıyordu. Elektrik tellerinin çirkince sarkması yerini güzel, bembeyaz uzanan bir süsleme sanatına bırakıyordu. Ağaçlar her zaman güzeldi ama karda bir başka oluyorlardı. Ya sokak lambaları, onlar kar yağışının vazgeçilmezleriydi. Gece ışıklarıyla bana yağış hakkında kılavuz oluyordu. Benim gece kar yağışını izleme yöntemlerim de vardı. Perdeyi kısmen açıp evin ışığını dışarı süzdürüp, gökyüzüne doğru bakınca kar yağışının yoğunluğu hakkında bilgi sahibi olabiliyordum. Daha farklı yöntemlerim de vardı.

İstanbul’da da kar başka güzeldi. Geçenlerde çok güzel bir kar yağdığında beni düşünceler aldı. İstanbul’da gecekondular bile karda güzelleşiyordu. Genelde tek katlı olduğu için bozuk mimariler karla örtülüp, çirkinlikleri kapanabiliyordu. Kar sosyal eşitlik yaratıyordu, sanki tüm farklılıkları kapatıyordu. Ama gökdelenlere ne demeliydi. Karda onlar karı gizliyordu. Kar yağdığını ne çatısından ne de duvarından anlayabilirdiniz. AVM ler ise, kar yağınca çok sevimsizleşiyordu. Kar yağarken yolda yürümeyi az çok hepimiz severdik. Kar gezintisine çıkılırdı. Küçük bakkal veya kafeye girer, bir şeyler alır veya sıcak bir şey içer içinizi ısıtırdınız. Sonra karda yürümeye devam ederdiniz. Şimdi ise karda bir AVM ye gittiğinizi düşünün, otoparktan girdiniz ve içinde dolaşıyorsunuz. Dışarıda ne olup bitiyor bilemezdiniz. 2-3 saat sonra çıktığınızda kar yağışı durmuş olabilirdi. Kar yağınca gökdelenler ve AVM ler çok sevimsizdi.

Kar ve kış ile ilgili anılarım bitmek bilmez. Ben lise sonrası, İstanbul’un iklimini çok sevdim. Her mevsimi yaşıyordunuz, yeterince kış oluyor ve kar da yağıyordu. Uzmanlık bitince askerlik ve mecburi hizmet vardı. İstanbul’dan ayrılmak zor geliyordu. Ama gideceksem Ege, Akdeniz gibi sıcak yerler değil, karın bol yağdığı yerler kurada çıksa diye ümit ediyordum.

İlk mecburi hizmet kurası vardı. Yaklaşık 20 kadar uzman kura çekiyorduk. Ben ve bir genel cerrah hariç, herkesin genelde “astım bronşit” tanılı raporu olup, Ankara, İstanbul, İzmir’de çalıştıkları ihtisas hastanelerini “Nasıl olduysa?” kurada çektiler. Önce raporlular kura çekiyordu. Ya hastalık olduğu için, ya da “güçlü, kuvvetli” oldukları için öncelik hakları vardı. Ben ve genel cerrah sağlıklı idik, en sona kaldık. Genel Cerrah arkadaş Tunceli’yi çekmişti. “İyi, güzel!” orada iyi kar yağar ve tutardı. Sıra bana geldi. Torbaya elimi uzattım. Bitlis çıktı. Bir an “Bitlis nerede, nasıl, ben neredeyim?” sorularıyla başım döner gibi oldu. Üzüleyim mi, sevineyim miydi? Ama o an salonda uğultu, gülüşme gibi sesler hakimdi. Hafif mahcup bir halde “Mahcup olması gereken kişi ben olmasam da” yerime geldim. Diğer arkadaş Tunceli’yi çekerken de bu garip sesler vardı salonda. Ama daha öncesinde “ hasta, raporlu” arkadaşlarımız kura çekerken alkışlar salonu inletiyordu.

Salondan dışarı çıktım. Uzun bir kanepeye çöktüm. Trabzon’dan bir doktor arkadaşımın babası beni tanıdı, yanıma koştu. Oğlu daha önce Siirt’te mecburi hizmet yapmıştı. Benim Bitlis’i çektiğimi öğrenince, “Oğlum, merak etme çok güzel bir yerdir!” dedi. Ben hemen “Havası nasıldır, çok kar yağar mı?” diye sordum. “Yok, ne karı, kar yağmaz!” dedi. İçimden “Al işte! Kar da yağmıyor! Şansa bak!” dedim. İyice yıkılmıştım. Yapacak bir şey yoktu. Toparlanıp hızla orayı terk ettim. Yoluma devam edecektim.

Ben Bingöl, Tunceli, Hakkari’de çok kar yağdığını bilirdim ama Bitlis hakkında hava raporlarından edindiğim çok bilgim yoktu. Ama arkadaşımın babasının da dediği gibi ılık ve karsız bir yer olmamalıydı. Eve gelince araştırdım. Bitlis bol yağış alan, bol kar yağan bir yerdi. Sonra düşündüm, “İnsanlar genelde kar sevmediği için miydi?” bana moral vermeye çalışmıştı.

Sonra Bitlis’e gittim. 3 yıl 6 ay kadar mecburi hizmet yaptım. Hayatımda hiç görmediğim kadar kar gördüm. 4 metre, 5 metre kar olur muydu? Bitlis’te oluyordu. Sabah kalktığınızda karşıdaki evler gözden kaybolmuş oluyorlardı. Öğlene doğru kar kürendikçe karşıdaki evler tekrar beliriyordu. Rüya gibiydi. Hiç durmadan aylarca yağardı. Sanki Allah tüm biriken dualarımı kabul etmiş gibiydi. Hayatımın en güzel yılları orada geçti diyebilirdim. Aynı zamanda da çok başarılı bir hekimlik ve yöneticilik deneyimi geçirdim ve de eşimle orada tanıştım.  Bitlis’te evlendik. O yıllarım evlilik ve kariyer hayatımda çok iyi temel taşı oluşturdu.

Kar benim hayatımda her şeyi güzelleştirdi. Evlerin bozuk mimarilerini, gecekonduları, direkler arası asılan elektrik tellerini, sokaklardaki bozuklukları, Bitlis’in “toplumda kabul edilen” zor şartlarını, yani hayatımdaki her şeyi güzelleştirdi. Onlara ruh verdi. Ama kar gökdelenle, AVM ile bütünleşemedi. Onlar ruhsuz kaldı. Bu yüzdendir, oturduğum evleri camdan bakınca, etraf karda nasıl olur diye düşünerek seçerdim. Kar her zaman hayatımdaki önceliklerimden biri oldu, hatta en öndeydi diyebilirdim.

Prof. Dr. Erol EGELİ
Kulak Burun Boğaz – Baş Boyun Cerrahı