Uzay-Şeftali

Hayalini kurduğum özel bir çalışmaya girişmiştim. Öyle ki, tüm boş vakitlerimde çalışıyordum. İşim biter bitmez, sabahları erken kalkıp, akşamları geç yatarak hep çalışıyorum. Artık yemekte, sohbetlerde her an gördüğüm herkese konudan bahsedecek kadar heyecan doluydum. Belki biraz abarttım ama konu beni çok sarmış durumdaydı.

O günlerde bir sabah kliniğe giderken, oğlum da benimle gelmek istedi. Ben yolculuk esnasında tutkulu bir şekilde çalışmalarımdan bahsetmeye başladım. Bir kaç dakika sonra sıkılmaya başladı ve çok abarttığımı, artık sıkıcı olduğumu ifade eder gibi oldu. Niçin böyle düşündüğünü anlayamadığımı izah ederken, bana bir örnekle anlattı.

Amerika’da çok zengin ve başarılı bir adam varmış. Hayatında istediği her şeye ulaşmış. Evliliği, çocukları, yaşamı muhteşem imiş. Tek bir isteği varmış “Uzaya gitmek”. Fakat öyle bir istek ki, tutku halini almış. Bir gün bu isteği gerçekleşmiş, uzaya gitmiş ve dönmüş.

Çok mutlu olan adam, sohbetlerinde devamlı uzay maceralarından bahsetmeye başlamış. Önceleri etrafındaki insanlar zevkle dinlemişler, sorular sormuşlar, o da anlattıkça anlatıyormuş. Sonunda öyle bir hale gelmiş ki, artık neden bahsedilse uzay yolculuğu ile bir bağlantı kurup, konuyu oraya getiriyormuş. Şeftaliden bahsedilse “Ben uzaydayken şeftalinin yokluğu” diyerek yine konuyu oraya getiriyormuş. Sonunda çok sıkıcı olan adamın, etrafında insanlar azalmaya başlamış. İnsanlar uzayla ilgili meraklarını sormamaya başlamışlar.

Oğlum bana dönerek; Evet baba “Sen de böyle oluyorsun” dedi.

Sohbetin bu noktasında geleceğimiz yere ulaşmıştık. “Beni burada indirir misin?” dedi ve indi. Arkasına dönmeden, ne kadar haklı olduğunu gösterircesine gitti. Ben de arabamı park edip, kliniğe geldim. Çok şaşkındım. Gerçekten çok mu sıkıcı olmuştum? Son zamanlarda hiç bu kadar tutkulu yaptığım bir proje olmamıştı. Akşam eve geldiğimde, konu ile ilgili kitaplarımı okuyamaz oldum. Kendimi oldukça boşlukta hissediyordum. Tekrar tekrar çalışmayı baştan düşünüyordum. Acaba gereksiz miydi? Boşuna vakit mi kaybediyordum? Bu kadar tutkuyla sarılmaya değer miydi?

Düşündükçe, konudan uzaklaşıp vazgeçmekten korkuyordum. Çünkü çalışma çok faydalı olmasa da içinde olmak, konuyla ilgili okumak ve yazmak beni çok mutlu etmişti. Uzaklaşır, vazgeçersem tüm oyuncakları elinden alınmış çocuk gibi buruklaşacağımı hissediyordum. Düşüncesi bile beni boşluğa düşürüyordu. Çok uykuyu seven ben, geceleri uyuyamaz olmuştum. Gece yarısı uyanıp, sabaha kadar tekrar baştan gelişen olayları düşünüyordum.

Haftalar geçti, kırgınlığım geçmedi. Oğlumun bahsettiği gibi başarılı bir doktor ve akademisyendim. Hayatta istediğim çoğu şeye ulaşmıştım. Ama  işim dışında, bu kadar istediğim bir şeye tutku ile bağlanmak beni çok mutlu etmişti. Geçmişi düşününce yaptığım her şeyde tutku ve sonrasında başarı vardı. Tıpta tutku ile ders çalıştım, başarıyla fakülteyi bitirdim. İhtisasta inanılmaz tutkuluydum. Ameliyatlarda, nöbetlerde, nöbet ertesi günlerde, hiç yorulmadan çalışır, öğrenirdim. En çok ameliyat yaptırılan asistan olmuştum. Tüm hocalar bana son derece güvenirdi.  Personelin, hemşirenin dahi işini öğrenir, nöbetlerde eksikliklerini hissettirmezdim. Bu tutku sayesinde iyi bir uzman hekim olmuştum.

Evliliğimde de tutku vardı. Eşine çok bağlı bir insandım. Eşim her şeyimi paylaştığım hayat arkadaşım olmuştu. Çok iyi bir çekirdek aile modeli oluşturmuştuk. Çocuklar ise yine tutkumuzun bir parçasıydı. İyi gelişmeleri, eğitimleri için bir kütüphane dolusu kitap okumuştum. Gelişim dönemlerinin her adımında çok özenli idik. Çok zevk alıyordum. Tabii ki eşim de benim karakterimde idi. İyi bir aile örneği oluşturmuştuk. Çocuklar benim için çok önemliydi. Eşimle evlenmeden önce, arkadaşlık döneminde, belki en çok aradığım özelliği çocuklara ve eğitime olan hassasiyeti idi. Bundan emin olduktan sonra evlenmeye karar vermiştim. İnsanlar boşandıkça, çocuklarını düşünüp, nasıl yaparlar diye düşünürdüm. İşime, aileme bağlılık tutku derecesinde idi ama aralarındaki dengeyi de koruyup, birinin diğerini gölgeletmesine izin vermiyordum.

Yani uzaya giden adam gibi hedeflediğim her şeye ulaşmıştım. Ama hepsi tutku sayesinde idi. Çevremdeki insanları düşündüm. Çok iyi eğitimleri de olsa birçok konuda sıkıntı yaşayabiliyorlardı. Ya iş, ya evlilik, ya da çocuk yetiştirme gibi. Ben Trabzon’da düz lisede okumuştum. O dönem şehirde daha iyi bir lise yoktu. Ama birçok arkadaşım, oğlum gibi çok iyi özel okullarda okumuştu. Benden daha donanımlı yetişseler de sıkıntıları vardı. Mesleki tatminleri iyi olmayanlar vardı. Tabii ki çok iyiler de vardı.

Biyografi kitapları çok severek okuduğum kitaplardı. Çok başarılı insanların biyografileri aklıma geldi. Neredeyse hepsi tutkulu insanlardı. Descartes ve Hegel tutku ile ilgilenen felsefeciler olup, tutkuya sahip insanlarla toplumlar gelişmiştir diyorlardı.

Günler sonra kendime güvenim gelmişti. Oğluma kırgınlığım sanki çıkarılan bir derse dönmüştü. Bunu onunla da paylaşmalıydım. Tatile gitmiştik. Bir günün sonuna doğru plajda ikimiz kalmıştık. “Seninle konuşmalıyım” dedim. “Tamam” dedi.

Şu an çok başarılı lise eğitimi sonrası tıp eğitimi alıyorsun. Üniversitede de çok iyi gidiyorsun. Alt yapın çok iyi. Sosyal yönün çok kuvvetli. Ben normal bir lise eğitimi aldım, yabancı dil ve sosyal eksiklerimi sonradan tamamladım. Şunu unutma! Her okul ortalama öğrenci tipi yetiştirir. Anadolu’da bir lise devlete faydalı olacak, devlet kurumlarında veya özelde kolektif çalışmaya yatkın ortalamada bir eğitim verir. Mezunlar genelde devlet memuru olarak çalışırlar, ya da kendi özel işlerini kurarlar. Senin okuduğun özel yabancı okulda da, genelde ulusal ya da uluslararası kolektif çalışmaya uygun ortalama mezun yetiştirir. Benim okulumdan da, senin okulundan da küçük bir azınlık sıra dışıdır. Onlar genelden farklı ve çok başarılıdırlar. İşte bunlar uzaya giden adam gibi tutkulu insanlardır. Sıkıcı olsalar da tutkularından asla vazgeçmezler. Bu insanlar evliliklerinde de, çocuklarıyla ilişkilerinde de tutkuludur genelde. Yalnız kalabilirler ama tutkularıyla onlar yalnız değildirler.

Sen çok başarılı eğitim alıyorsun, çok iyi bir tıp fakültesinde okuyorsun. Yine de tutkuların seni sıra dışı yapacaktır. Farklı şey yapmak istiyor isen, uzay-şeftali şifren olsun.

O günden sonra zaman zaman konu ile ilgili olay yaşadığımızda, “uzay-şeftali” der, güleriz.